+90 212 924 52 36

Sosyal Medyada Biz}

SAKLI PAYIN İHLALİ (MİRAS HUKUKU)

SAKLI PAYIN İHLALİ (MİRAS HUKUKU)

Değerlendirme:

Mirasbırakan vasiyetini hazırlarken arzularını açık ve anlaşılır biçimde anlatması gerekir. Birisini mirasçı atadığını veya bir kişiye belirli bir mal bıraktığını açık bir şekilde ifade etmelidir. Kullanılan malzemenin (kağıdın, kalemin vs. niteliğinin) önemi yoktur.

El yazılı vasiyetname Türk Medeni Kanunu’nun 538. maddesinde düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu 538. maddesine göre el yazılı vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için zorunlu koşullar şu şekildedir:

1) Vasiyetname metni başından sonuna kadar vasiyet edenin el yazısı ile yazılmalıdır.

2 ) Vasiyetname vasiyet eden tarafından el yazısı ile imzalanmalıdır.

3 ) Vasiyetnamenin düzenlendiği tarih bizzat vasiyet eden tarafından el yazısı ile atılmalıdır.

El yazılı vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için el yazısının dışında miras bırakanın imzasının olması ve yine kendi el yazısı ile vasiyetnamenin yazıldığı tarihin belirtilmesi gerekmektedir.

Dosyanızda bulunan “ El Yazılı Vasiyetname” olarak nitelendirilebilecek Seyit H. Akkır’ın el yazısıyla düzenlenmiş bulunan vasiyetname incelendiğinde, metnin vasiyet edenin el yazısı ile yazıldığı ve imzası olduğu görülmektedir.

Ancak söz konusu vasiyetnameyi incelediğimizde vasiyetnamenin düzenlendiği tarihin yer almadığı görülmektedir.

Bildiğiniz üzere, el yazılı vasiyetnameler hiçbir resmi merciinin katılımı olmaksızın düzenlenmiş olduğu için sıkı şekil şartları aranmaktadır. İmza veya tarihin bulunmadığı el yazılı vasiyetname geçersizdir.

Çünkü atılan tarih bundan başka ortaya çıkabilecek ve bir öncekini bertaraf edecek başka bir vasiyetnamenin varlığı açısından ve vasiyetnamenin yazıldığı anda kişinin ehil olup olmadığının tespiti açısından önem arz etmektedir.

Bu sebeple de söz konusu vasiyetnamenin geçersiz olması sebebiyle, evin eşinize ait olduğunu ispat etmeniz mümkün değildir.

Bu çerçevede anneniz sağ iken yapılan bağışlama sebebiyle mirastaki saklı payınızın ihlal edilmesi sebebiyle “Tenkis” davası açmanız mümkündür.

Tenkis davası, tasarruf sahibinin mirasının tasarruf edilebilir kısmını aşarak yapmış olduğu sağlar arası ve ölüme bağlı tasarrufların yasal olarak belirlenmiş tasarruf edilebilir kısma kadar indirilmesi amacıyla açılan davadır.

Tenkis davası murisin saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmalarının yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, geriye etkili, yenilik doğurucu davalardandır.

 

Tarafımıza göndermiş olduğunuz mailde, eşinizin annesi tarafından sağlığında eşinizin kardeşine TOKİ’ deki evlerden birinin verildiğini belirtmişsiniz; ayrıca diğer ev de mirasçı olarak eşiniz ve kardeşinin olması sebebiyle yine tereke 2 pay kabul edilerek miras paylaşımına dâhil olacaktır.

Bu durumun da, eşinizin saklı payınızı ihlal ettiği aşikârdır. Tenkise tabi kazandırmalar Türk Medeni Kanunu’nun 564. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde şu şekildedir:

“Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabidir:

  1. Miras bırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlar arası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,
  2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,
  3. Miras bırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde adet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar,
  4. Miras bırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.

Bahsetmiş olduğunuz üzere, anneniz tarafından sağlığında kardeşinize evin verilmesi , “Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar” arasında değerlendirilebilecektir. Bu sebeple de, 564. maddenin 2. bendi uyarınca tenkise tabi olduğundan tenkis davası açılabilecektir.

Bu dava ile birlikte miras bırakanın yapmış olduğu kazandırıcı işlemler, mirasın açıldığı tarihten itibaren hüküm doğurmak suretiyle kısmen veya tamamen geçersiz olacaktır.

Medeni Kanun’un 560. maddesinin 2. bendi uyarınca eşinizin kardeşine yapılan kazandırma sebebiyle bu hususun saklı payına tecavüz ettiğinin ispat edilmesi ve saklı payı ihlal eden miktar kadar tenkis davasıyla istenmesi gerekmektedir.

 

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tenkis davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Tenkis davasında yetkili mahkeme ise miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.

Hak Düşürücü Süre

            Türk Medeni Kanunu 571. maddesine göre, tenkis davasının açılma süresi; mirasçıların saklı paylarına tecavüz edildiğini öğrendikleri günden itibaren 1 yıl ve her halde vasiyetnameler hakkında açıldıkları tarihten diğer tasarruflar hakkında mirasın açılmasından itibaren 10 yıl geçmekle düşecektir.

Bir yıllık sürenin başlangıcı saklı pay mirasçısının saklı payına tecavüz edildiğini öğrenmesidir. Burada tecavüz edenin tasarrufun varlığını bilmesi yetmez. Şayet bunun saklı payına tecavüz etmeyeceğini düşünmüş fakat sonradan terekenin umduğundan az çıkması üzerine bu tasarrufun saklı payına tecavüz ettiğini anlamışsa, bir yıllık süre bu andan itibaren başlayacaktır.

Mirasın açıldığı yani miras bırakanın öldüğü tarihten önce bu süre işlemeye başlamayacaktır.

 

 

SONUÇ                         :

Saklı payınızı ihlal eden kazandırma sebebiyle Türk Medeni Kanunu’nun 560. maddesinin 2. bendi uyarınca söz konusu tasarrufun saklı payınızı ihlal ettiği ölçüde etkisizleştirilmesini talep etmeniz mümkündür.

Ortaklığın Giderilmesi (İzaleyi Şuyu) Davası

 

Değerlendirme                               :

İzaleyi şuyu, taşınmazda hissedarların mallarının aynen pay edilmesi ya da mahkemece satılarak bedellerinin hissedarlar arasında payları ölçüsünde paylaştırılmasına denir.

Örneğin, anne veya babanızın vefatıyla bir daire ya da tarla-arsa miras kaldı. Bu taşınmazın fiziken bölünmesi mümkün olmasın. Sizin de 3 tane kardeşiniz olsun. Mirastan düşecek bu payınızın parasına ihtiyacınız var; ancak diğer 3 kardeşiniz paraya ihtiyacı olmadığı için taşınmazı satmak istemiyorlar. Bu durumda yapılması gereken izaleyi şuyu(ortaklığın giderilmesi) davası açmaktır. Bu yöntem mahkeme kararıyla taşınmazın satışını sağlayarak satış bedelinin mirasçılara veraset ilamındaki paylara göre dağıtılmasını sağlar.

  • İzaleyi şuyu davası hangi görevli mahkemede açılır? 

Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ait davalar sulh hukuk mahkemelerinde açılmaktadır.

  • İzaleyi şuyu davası hangi yetkili mahkemede açılır?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki” başlıklı 12. maddesi taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu belirtmiştir. Hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılacak olan taşınmaz hangi il ya da ilçe sınırlarında ise o yer sulh hukuk mahkemesi yetkilidir.

 

İzaleyi şuyu davasının açılamayacağı bazı durumlar 

  • Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ortaklığının giderilmesi dava yolu ile istenemez.
  • Ortaklığın giderilmesi taşınmazın tamamı için söz konusu olur. Belirli bir payın ortaklığının giderilmesi mümkün değildir.
  • Tapulu taşınmaz mallar gibi taşınır malların da ortaklığının giderilmesi istenebilir. Mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan motorlu aracın da ortaklığının giderilmesi mümkündür.
  • Tapu kaydında, ortaklarca şüyuun idame mükellefiyeti veya kooperatiflerce yapılan binalar için Kooperatif Tüzüğüne devrin imkânsızlığı konmuşsa, bu gibi hallerde de ortaklığın giderilmesi istenemez.

 

  • K 627.md ’de belirtilen şüyuun idame mükellefiyeti olmadıkça paydaşlardan her birinin taksim talebinde bulunabileceği hükmü konmuştur. Paydaşlar bu hükme göre ortaklığın devamı için sözleşme yapma hakkına haizdirler. Sözleşmenin yazılı olması yeterlidir, resmi şekil ve tapuya tescil zorunluluğu yoktur. Bu sözleşme 10 yılı geçemez. On yıl dolmadan haklı sebeplerin varlığı halinde bu sözleşmenin feshi ve ortaklığın giderilmesi dava konusu edilebilir.

 

  • Ortak mülkiyet devamlı bir amaca tahsis edilmişse, o tahsis devam ettiği sürece ortaklığın giderilmesi istenemez. Bu tahsis M.K md.627 uyarınca azami 10 yıl olabilir. Ancak iki taşınmaz arasında tahsis edilen ve sübjektif ayni haklara konu olan mallarda süre ile sınırlı olmaksızın hiçbir zaman ortaklığın giderilmesi talep edilemez.

 

  • Ortaklığın giderilmesi M.K md.627/f son uyarınca münasip olmayan bir zamanda istenemez.

 

  • Kamulaştırılan taşınmazlarda buna ilişkin karar ilgililere tebliğ edildikten sonra o taşınmazın devir ve temliki(mülk sahibi edindirme) yapılamayacağından bu durumdaki taşınmazların satış yoluyla ortaklığının giderilmesi istenemez.

 

  • Kamu mallarının ortaklığının giderilmesi talep edilemez. Bu nedenle dava konusu taşınmazlarda okul, hastane gibi kamu malı varsa onun ifrazı(ayrılması) için davacı tarafa süre verilmesi ve sonra geri kalan kısım için davanın yürütülmesi gerekir.

 

  • Hazinenin kamu malı niteliğinde olmayan özel mülke konu olan taşınmazdaki paydaşlığı o malın ortaklığının giderilmesine engel teşkil etmez.

 

  • Başkasının arsasına yapılan bina, M.K. md.654’e girmeyen temelli yapı ise arzdan ayrı olarak o yapının ortaklığının giderilmesi istenemez.

 

  • Karı koca arasında mal ayrılığı rejimi varsa birlikte maliki oldukları her bir malın ortaklığının giderilmesini dava yolu ile istemeleri mümkündür. Karı koca arasındaki cebri icranın imkânsızlığı bu gibi davalara uygulanmaz.

 

  • Muris(miras bırakan) adına tapuda kayıtlı taşınmaz malın, mirasçılar arasında ortaklığın giderilmesi için tapuda intikal muamelesinin yapılması şart değildir. İbraz edilecek veraset ilamına göre intikal muamelesi yapılmadan da ortaklığın giderilmesine karar verilebilir.

 

Ortaklığın giderilmesi davalarında davaya konu olan taşınmaz malın kirada olması, hacizli veya ipotekli bulunması, üzerinde irtifak veya intifa hakkı olması, geçerli satış vaadi sözleşmesi ile veya haricen satılmış bulunması bu davaların görülmesine mani değildir.

 

 

Dava Açma Hakkı Olanlar

 

Paydaşlığın giderilmesi davasında dava açma hakkı paydaşlara aittir. Türk Medeni Kanunu 698/I’e göre paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir. Bu maddeye göre paydaşlığın giderilmesi davası açabilecek kişiler taşınmaz malın paydaşı olan kişilerdir.

 

Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan her biri ayrı ayrı açabileceği gibi birden fazla paydaş diğer paydaşlara karşı da açabilir. Davanın davalısı ise diğer paydaşlardır. Davalı durumunda olan paydaşların da davacılar gibi taşınmazdaki ortaklığın ne şekilde giderilmesi gerektiğine ilişkin talepte bulunma hakları vardır.

 

 

Satış Yoluyla Paydaşlığın Giderilmesi

 

TMK m. 699/III hükmüne göre “Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.” Paydaşlığın giderilmesi davası açılan taşınmazın yukarıda açıkladığımız koşullara göre aynen bölüşme yoluyla paydaşlığının giderilmesine karar verilemiyorsa paydaşlığın taşınmazın açık arttırmayla satışa sunulması yoluyla giderilmesine karar verilir.

 

Dava Süreci

 

Taşınır yahut taşınmaz mallar hissedarları arasında taksim edilemez ise, paydaşlardan birinin ortaklığın giderilmesi talebi ile Sulh Hukuk Hâkimliği’ne müracaatı sonucu hukuki süreç başlar. Hâkimlik, evvela ortaklığın giderilmesi istenen şeyin taksim edilebilir olup olmadığını inceler ve teknik bilirkişileri görevlendirir. Taşınmazın imar durumu, hisse ve hissedarların sayısı gibi etmenlere bakarak, paylaştırma sureti ile her bir paydaşa müstakil bir parça (daire, arsa vs…) düşebilecekse, paylaşımı seçer, değil ise satışına karar verir.

 

Resen (taraf rızası aranmaksızın) satışın amacı; paylı mülkiyet ile doğmuş bir niza var ve bu tasarruf hakkını engelliyorsa, mal üzerindeki hisselerin paraya tahvil olunmasıdır. Teorik olarak hisse bedele dönüştüğü için paydaşların bir kaybı olmaz. Eğer satış kararı temyiz edilmiş ve Yargıtay 6.Hukuk Dairesi tarafından da onaylanmış ise, satış dosyası oluşturulur. Hâkim, işlemi yapmak üzere dosyayı satış memurluğuna tevdi eder. Memurluk bilirkişileri tayin eder ve malın değeri hakkında bir rapor alır. Bu rapor taraflara tebliğ edilir. Süresi içinde itiraz edilmez ise bu değer kesinleşir. İtiraz vukuunda ise, dosya hâkime geri gelir. Hâkim tüm itirazları dinler, tek bir dosyada toplar, bilirkişileri tayin eder, mahallinde keşif yapar ve raporun yazılması için dosyayı ikinci bilirkişi heyetine verir. Bilirkişinin verdiği değerle ilk bilirkişinin tayin ettiği değer arasında bir çelişki yok ise, en yüksek değeri kabul eder, çelişki var ise yeniden rapor almak suretiyle karar kesinleşir.

Karar ardından dosya tekrar satış memurluğuna tevdi olunur. Memurluk şartname ve satış ilanını hazırlar. Satış ilanı taraflara tebliğ olunur. Gazetede yayınlanır ve ihale aşamasına geçilir.

Nizanın derhal sonlanması açısından malın bir an evvel satılmasına bakılır. bu nedenle ilk ihalede muhammen değerin yüzde 60’ına yani yüzde kırk eksiğine, eğer alıcı olmaz ise ikinci ihalede yüzde 40’ına yani yüzde 60 eksiğine ihale edilir. Alan olursa kdv, damga vergisi gibi satış bedelinin ferileri ödenerek mal ihale olunur. İlgilileri, sulh hukuk mahkemesine bir hafta içerisinde ihalenin feshi yolunda dava açabilirler. Ancak itiraz sonucunda haklı çıkılmaması halinde davacıya ihale bedelinin %10’u kadar bir tazminat ödeme yükü doğar. İhalenin feshi yolunda açılan dava red edilir ve karar kesinleşirse, satış memuru taksim tablosu düzenler, taraflara tebliğ eder. İlgili tapu, trafik vs.. dairesine alıcı adına tescilin yapılmasını emreden müzekkeresini gönderir ve dava konusu maldaki ortaklık son bulur.

Dava Harçları Bakımından

Sulh Hukuk Mahkemeleri tarafından görülen davalarda belirli bir değeri bulunmayan davalarda Binde 16,60 değerinde, Bir gayrimenkulün hissedarlar arasında satış suretiyle şuyuun izalesine dair olan hükümler (Gayrimenkulün satış bedeli üzerinden)  Binde 11,38 , ve gayrimenkulün hissedarlar arasında taksimine dair olan hükümler (Taksim edilen gayrimenkul değeri üzerinden) Binde 4,55 değerinde nispi harç alınmaktadır

 

SONUÇ                         :

İzaleyi şuyu, taşınmazda hissedarların mallarının aynen pay edilmesi ya da mahkemece satılarak bedellerinin hissedarlar arasında payları ölçüsünde paylaştırılmasına ilişkin bir dava niteliğindedir.

Ortaklığın giderilmesi davasında; miras payına sahip olunması gerekmektedir. Bu sebeple; ilk olarak mirasçılığın kanıtlanması gerekmektedir. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurulmasından sonra, hakim paylaştırılacak olan şeyin, taksim edilip edilemeyeceğine bakılarak, bilirkişi tayin edilecektir. Paydaşlara müstakil parça düşecekse, her bir paydaşa paylar taksim edilerek paylaştırılacaktır. Aksi durumda ise satış yoluyla hisseler bedele dönüştürülerek, paydaşlara taksimi yapılacağı kanaatine ulaşılmıştır.

Özel Ekspert  Merkezinden Alınan Raporun Aldatıcı Olması

Değerlendirme                               :

Araç alım ve satım işlerinde araç hasarının olup olmadığına ilişkin olarak; özel eksper merkezlerine başvurular yapılmaktadır. Ancak özel eksper merkezlerinin düzenledikleri raporların gerçeklik payları ise düşündürücüdür. Ancak özel ekspertiz raporlarına göre araç alınması ise; raporların aldatıcı olması durumunda ise, tazminat hakkını ortaya çıkarmaktadır.

Tazminat sorumluluğu bakımından;

Haksız fiil, hukuk kurallarına aykırı bir şekilde diğer bir kişinin malvarlığı veya şahıs varlığında zarar meydana gelmesine neden olan eylemdir. Bir haksız fiilden bahsedilebilmesi için zarara sebep olan fiilin öncelikle hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırı fiil maddi ya da manevi bir zarara neden olmalıdır. Zarara sebep olan kişi fiilinden dolayı kusurlu olmalı ve zararla zarara uğratan fiil arasında neden sonuç ilişkisi olarak da ifade edilebilecek bir illiyet bağı bulunmalıdır.

Haksız Fiilin Unsurları

  1. Fiil (Davranış)

Haksız fiilin ilk kurucu unsuru, fiildir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için bir davranışın meydana gelmiş olması gerekmektedir6. Bu davranış müspet (olumlu) ya da menfi (olumsuz) bir davranış olabilir. Davranışın bir insan davranışı ve iradi bir davranış olması gerekmektedir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğundan bahsedebilmek için fiilde bulunan kişinin temyiz kudretine sahip olması gerekmektedir.

  1. Zarar

Haksız fiilden söz edebilmek için bir zararın doğmuş olması gerekmektedir. Davranış sonucunda bir zarar ortaya çıkmamışsa haksız fiil sorumluluğundan bahsedilemez.

Zarar, genel olarak, bir kişinin malvarlığında veya şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilme olarak tanımlanabilir. Zarar maddi zarar ya da manevi zarar olmak üzere 2 farklı şekilde ortaya çıkabilir.

 

  1. a) Maddi zarar

Bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen zarar maddi zarar olarak adlandırılır. Malvarlığında meydana gelen eksilme ise iki şekilde olabilir. Bu ya fiili zarar ya da yoksun kalınan kâr şeklinde olur.
Fiili zararda kişinin malvarlığının mevcut durumunda iradesi dışında fiili bir azalma meydana gelmektedir. Yani zarar verici fiil sonucunda kişinin malvarlığının net miktarında azalma meydana gelmektedir.
Yoksun kalınan kârda ise, hayatın normal akışına göre malvarlığında meydana gelebilecek artışların zarar verici fiil nedeniyle engellenmiş olmaktadır. Bir diğer ifade ile kişinin gelecekteki kazanç olasılığını yitirmesidir. Örneğin, A, B tarafından yaralandığı için çalışamıyor bu nedenle de elde edebileceği kazançtan yoksun kalıyorsa yoksun kalınan kârdan söze edilir. Yoksun kalınan kâr, malvarlığının aktifinin artmasının ya da pasifinin azalmasının engellenmesi şeklinde ortaya çıkabilir.

  1. b) Manevi zarar

Bir kimsenin şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen zarar manevi zarardır. Kişinin şahıs varlığını oluşturan hukuki değerler ihlal edildiği takdirde ortaya çıkan zararlar manevi zararı oluşturur.
Manevi zarardan bahsedebilmek için, kişilik haklarının veya değerlerinin haksız saldırıya uğramış olması yeterli değildir. Söz konusu bu objektif unsurun yanında bir de sübjektif unsurun da bulunması gerekir. Buna göre, zarar görenin söz konusu ihlâl sonucunda kişiliğinde, manevi varlığında objektif olarak meydana gelen bu eksilmeyi yaşaması, duyması, onu hissetmesi, bunun sonucunda azı, elem, ızdırap duyması gerekmektedir
Zararı ispat yükü davacıya düşmektedir (TBK. m. 50/I). “Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler” (TBK. m. 50/II). TBK.’nın bu hükmü istisnai bir hükümdür zararın belirlenmesinin imkânsızlığı ya da gerekli delillerin bulunamadığı ya da delillerin getirilmesinin davalıdan istenemeyeceği durumlarda bu hüküm uygulanır.

  1. İlliyet Bağı

  1. a) Genel olarak

Haksız fiil sorumluluğundan söz edebilmek için ortaya çıkan zararın haksız fiili meydana getiren fiil neticesinde olması gerekmektedir. Bir diğer ifade ile, davranış ile zarar arasında sebep – sonuç ilişkisi bulunmalıdır.
Haksız fiil sorumluluğunun bir şartı olarak illiyet bağının gerekliliği, TBK. m. 49’da öngörülmüştür. Söz konusu maddeye göre “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

 

Zamanaşımı Bakımından

 

  • Türk Borçlar Kanunun 72. Maddesine Göre;

Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.”

Tazminat istemi; zararın öğrenildiği tarihten başlayarak 2 yılın geçmesinden itibaren tazminat istemi zamanaşımına uğramaktadır. Her halde de fiilin işlendiği tarihten itibaren ise; 10 yıl geçmesi gerekmektedir.

 

SONUÇ                         :

Araç alım ve satımlarında Oto Eksper Merkezleri; araçların hasar durumlarına göre rapor düzenlemektedirler. Ancak bu raporların doğruluk payları ise düşündürücüdür. Oto Eksper raporunda hasar kaydı olmamasına güvenilerek alınan araçtan sonra yetkili servis tarafından hasar kaydının ortaya çıkması; ilk rapora güvenilerek aracın alınması arasında haksız fiilin unsurlarının oluşmasından dolayı tazminat sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. Ancak dikkat edilmesi gereken husus ise; Türk Borçlar Kanunu 72. Maddesine Göre; “tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmesinden itibaren 2 yıl geçmesi ile zamanaşımına uğrayacaktır. Zamanaşımı bakımından 2 yıllık sürenin başlangıcı ise yetkili servis tarafından verilmiş olan araç hasar kaydının verildiği tarihtir. Çünkü Oto Eksper merkezinin gerçeğe aykırı olarak düzenlediği  (aldatıcı raporu) rapor, yetkili servis tarafından araç hasar kaydının düzenlendiği rapor vasıtası ile ortaya çıkmaktadır. Bu sebeplerle; yetki servis tarafından araç hasar kaydının düzenlenmesi tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde Tüketici Mahkemesi’nde tazminat davası açılabileceği kanaatine ulaşılmıştır.

25 Eylül 2018
SAKLI PAYIN İHLALİ (MİRAS HUKUKU) için yorumlar kapalı
179 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

WhatsApp WhatsApp Randevu - Bilgi