+90 212 924 52 36

Sosyal Medyada Biz}

ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERDE SORUMLULUK

ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERDE SORUMLULUK
Limited şirket ortakları şirketin ödenmemiş amme borçlarından sorumlu mudur?

Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

Limited şirket ortakları hisse devri yaptığında amme alacağından kim sorumludur?

Ortağın şirketteki sermaye hissesini devretmesi halinde, hisseyi devreden ve devralan şahıslar, devir öncesine ait ve vadesi devir tarihi itibarıyla geçmiş olan amme alacaklarının ödenmesinden,  müteselsilen sorumlu tutulur.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden,  müteselsilen sorumlu tutulur.

Limited  şirket ortaklarının hisselerini devrettiği nasıl belgelendirilir?

Limited şirket ortaklarının hisselerinin devri için bu işlemin ticaret sicilinde tescil ve ilanı esas olmakla birlikte, tescil ve ilanın yapılmaması halinde, hisse devrine ilişkin noter devir sözleşmesinin ve bu hisse devrinin ortaklar kurulu kararıyla uygun bulunduğunun pay defterine kaydedilmiş olması halinde de hisse devredilebilmektedir. Hisse devirleri, ya ticaret sicili gazetesi ile ya da noter satış sözleşmesi ve ortaklar kurulu kararının ibrazı ile belgelendirilir.

Limited şirketlerde kanuni temsilci kimdir ve şirketin ödenmemiş borçlarından sorumluluğu nedir?

Limited şirketlerde aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili ve mecburdurlar. Böyle bir durumda ortakların hepsi kanuni temsilci sıfatına haiz olacaklarından, amme alacağının tamamından müşterek ve müteselsil olarak sorumlu tutulurlar. Ancak şirket işlerini idare ve şirketi temsile yetki verilmiş bir kişi (ortak) bulunması halinde, kanuni temsilci olan bu ortak amme alacağının tamamından sorumlu olacaktır.

Anonim şirketlerde kanuni temsilciler kimlerdir?

Anonim şirketin kanuni temsilcisi idare meclisi, diğer bir ifade ile yönetim kuruludur. Yönetim kuruluna ait olan şirketi temsil ve idare yetkisi, esas sözleşme ile yönetim kurulu üyelerinden en az biri veya birden fazlasına veya esas sözleşmede genel kurula veya yönetim kuruluna verilecek yetki ile yönetim kurulu üyesi olmaları şartıyla murahhas üyelere veya şirkette pay sahibi olmasalar bile sorumlu müdürlere devredilebilir.

Anonim şirketlerin kanuni temsilcileri için ticaret sicilinde tescil gerekli mi?

İdare meclisinin şirketi temsile yetkili kimseleri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildirmesi, temsil yetkisine ilişkin kararın noterlikçe tasdik edilmiş suretinin de sicil memuruna verilmesi şarttır.

Buna göre;

  • Temsil yetkisine ilişkin noter tasdikli yetkili organ (yönetim kurulu veya genel kurul) kararı,
  • Şirketi temsil yetkisi verilen kişilerin kimler olduğu,

hususlarının ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiş olması gerekmektedir. Bu tescil, ilan tarihinden itibaren hüküm ifade eder.

Anonim şirketlerde kanuni temsilcilerin yetkileri sınırlandırılabilir mi?

Şirketi temsile yetkili olanların şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan tüm işleri ve tüm hukuki işlemleri şirket adına yapmaları gerekir. Bu yetki kapsam olarak sınırlandırılamaz.

Anonim şirketlerin ödenmemiş amme borcundan kim sorumludur?

Amme alacağının tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde; kanuni temsilciler şirketin ödenmemiş borçlarından müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Şirketi temsil yetkisi murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürlere bırakılmış ise, amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilir.

Temsil yetkisi murahhas üyelere veya pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmamış ise, yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatını taşımaktadırlar ve amme alacağının ödenmesinden yönetim kurulu üyeleri şahsi mal varlıklarıyla sorumludurlar.

Anonim şirketlerin ortakları şirketin amme borçlarından sorumlumudur?

Anonim şirketlerin ortaklarının, anonim şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumlu tutulacağına ilişkin herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığından, bu ortakların şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumluluğu bulunmamaktadır.

Hangi hallerde, limited şirketlerin ortakları ve kanuni temsilcileri ile anonim şirketlerin kanuni temsilcilerinden şirkete ait amme alacakları takip edilir?

  • Şirketin haczedilen mal varlığının 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerlemesi sonucu, tespit edilen değerlerinin amme alacağını karşılamaması veya bu malların  satışının yapılmasına rağmen amme alacağının tamamen tahsil edilememiş olması,
  • Şirketin haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması,
  • Şirketin iflasının istenmiş veya iflasının açılmış olması hallerinde amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması,
  • Borçlu şirketin yapılan araştırmalara rağmen bulunamaması,

hallerinde amme alacağının limited şirket ortakları ve kanuni temsilcileri ile anonim şirketlerin kanuni temsilcilerinin şahsi mal varlığından takip ve tahsiline gidilir.

ANONİM VE LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARININ VE KANUNî TEMSİLCİLERİNİN, BU ŞİRKETLERİN ÖZEL VE KAMU BORÇLARINA İLİŞKİN SORUMLULUKLARI

ŞİRKET ORTAKLARININ SORUMLULUĞU

Anonim ve Limited Şirketlerin vergilendirme ile ilgili ödevleri bunların kanuni temsilcileri (yönetim kurulları) ya da müdürleri tarafından yerine getirilir.

Kamu alacağının şirket tüzel kişiliğinin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilcilerin sorumluluğu devreye girer ve vergi borcu bu kişilerden tahsil edilmeye çalışılır.

ÖZEL HUKUK BORÇLARINDAN DOLAYI SORUMLULUK

Özel hukuk borçları açısından anonim ve limited şirket ortaklarının sorumlulukları arasında bir fark bulunmamaktadır.

Ortaklarının sorumlulukları şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır. Ortaklar şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye tutarında şirketin borçlarından tüm mal varlıkları ile sorumludur. Taahhüt edilen sermaye tutarını aşan borçlardan şirket ortaklarının sorumluluğu bulunmamaktadır. Şayet şirket ortakları, taahhüt ettikleri sermayenin tamamını ödemişler ise ortaklık sıfatı nedeniyle sorumlulukları kalmamaktadır.

Ortaklar taahhüt ettikleri sermayeyi ödedikten sonra sermayelerini kısmen veya tamamen geri almış veya haksız yere kâr yada faiz almışlar ise alınan para oranında sorumlulukları doğmaktadır.

KAMU BORÇLARINDAN DOLAYI SORUMLULUK

1-     Anonim Şirket Ortaklarının Kamu Borçlarına Sorumluluğu

Anonim şirket ortaklarının kamu borçlarına karşı sorumluluğu, özel hukuk borçlarına sorumluluğu ile aynı şekilde düzenlenmiş olup sermaye tutarı ile sınırlıdır.

Bir anonim şirketin kanuni temsilcileri; öncelikle şirket esas sözleşmesinde yönetim kurulu üyelerinden birinin veya birden fazlasının şirketi temsile yetkili kılınıp kılınmadığına bakılarak belirlenir.

Esas sözleşmede şirketi temsile yetkili üye belirlenmemiş ise sözleşmede yönetim kurulu veya genel kurula yönetim kurulu üyesi olması şartıyla murahhas üyeleri veya şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürleri kanuni temsilci olarak belirleme konusunda yetki verilip verilmediği önem kazanacaktır.

Esas sözleşmede temsilci belirleme konusunda yetkisi bulunan organ tarafından bu yetkinin yönetim kurulu üyelerinden biri veya birkaçına ya da yönetim kurulu üyelerinden en az biri ile birlikte şirketin sorumlu müdürü veya müdürlerine devredilip devredilmediği, hususları tescil ve ilanın yapıldığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine bakılarak belirlenecektir.

Türk Ticaret Kanununa göre yukarıda saydığımız şekilde temsil yetkisi murahhas azalara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere bırakılmamış ise yönetim kurulu üyelerinin tamamı kanuni temsilci sıfatını taşıyacak ve vergi borcundan hep beraber sorumlu olacaklardır.

Buna göre, kamu alacağının anonim şirket şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin şahsi malvarlıklarından takip ve tahsili cihetine gidilmeden önce, şirket esas sözleşmesinin tetkik olunması, temsil salâhiyetinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya bir kaç üyeye veya şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmış olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Yapılacak tespit sonucunda; şirketi temsil yetkisinin murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakıldığının anlaşılması halinde kamu alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu üyeleri hakkında işlem yapılmaması gerekmektedir.

2-     Limited Şirket Ortaklarının Kamu Borçlarına Sorumluluğu

Limited şirket ortakları şirketin varlığı ile karşılanamayan kamu borçlarından “vergi borcu, SSK borcu …”  sermaye payları oranında doğrudan doğruya sorumludurlar.

Ortaklar 29.07.1998 tarihinden önceki kamu borçları için sermayeleri tutarında sorumluluk taşırlar.

Limited şirketlerde şirket ortaklarının tamamı müdür sıfatıyla şirketin kanuni temsilcisi sayılmaktadırlar. Ancak şirket sözleşmesi veya kurul kararı ile şirketin temsili ortaklardan biri veya birkaçına bırakılabilmektedir. Bu durumda kanuni temsilci, temsilciliği devralan kişi veya kişiler olacaktır. Kuruluştan sonra şirkete katılan ortakların kanuni temsilci olabilmeleri için ise, bu hususta alınmış ortaklar kurul kararına ihtiyaç vardır. Ortaklar kurul kararı olmadıkça şirkete yeni giren ortaklar kanuni temsilci olarak değerlendirilemez

3-     KANUNİ TEMSİLCİ KİMDİR VE SORUMLULUĞU NEDİR

3.1) KANUNİ TEMSİLCİLER NASIL BELİRLENİR

Bir anonim şirketin kanuni temsilcileri;

  • 1- Öncelikle şirket esas sözleşmesinde yönetim kurulu üyelerinden birinin veya birden fazlasının şirketi temsile yetkili kılınıp kılınmadığı,
  • 2- Esas sözleşmede şirketi temsile yetkili üye belirlenmemiş ise sözleşmede yönetim kurulu veya genel kurula yönetim kurulu üyesi olması şartıyla murahhas üyeleri veya şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürleri temsilci olarak belirleme konusunda yetki verilip verilmediği,
  • 3- Esas sözleşmede temsilci belirleme konusunda yetkisi bulunan organ tarafından bu yetki çerçevesinde temsil selahiyetinin; yönetim kurulu üyelerinden biri veya birkaçına ya da yönetim kurulu üyelerinden en az biri ile birlikte şirketin sorumlu müdürü veya müdürlerine devredilip devredilmediği,

hususları tescil ve ilanın yapıldığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine bakılarak belirlenir.

Türk Ticaret Kanununun 319 ve devamı maddelerine göre temsil yetkili murahhas üyelere veya pay sahibi olmaları zorunlu bulunmayan müdürlere bırakılmamış ise yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatını taşımaktadır.

Limited şirketler

Limited şirketlerde müdürler, ortaklar kurulu tarafından ortaklar arasından veya dışarıdan seçilir. Müdür sayısı birden fazla ise kanunî temsilci, bunların tamamından oluşan müdürler kuruludur. Limited şirket sözleşmesi ile veya daha sonra ortaklar kurulu kararı ile müdürlük sıfatı ortaklardan veya dışarıdan bir ya da birkaç kişiye bırakılmamış ise kuruluş sırasında ortak olanların tamamı, müdür sıfatını haiz sayılır.

3.2) KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUKLARI

Kanuni temsilci, limited şirketlerde şirket müdürü veya müdürleri, anonim şirketlerde ise yönetim kurulu üyeleridir.

Limited şirketlerde şirket müdürü veya müdürleri ortaklar içinden olabileceği gibi üçüncü kişilerden de olabilir. Ortak olan müdür ile ortak olmayan müdür arasında yetki ve sorumluluk açısından ayrım bulunmamaktadır.

Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu ile anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları aynı hükümlere tabidir.

Vergi dairelerin gerek yasa gereği gerekse tahsilat tebliğleri gereği kamu alacağının anonim şirket şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin şahsi mal varlıklarından takip ve tahsili cihetine gidilmeden önce, şirket esas sözleşmesinin tetkik olunması, temsil selahiyetinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya birkaç üyeye veya şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmış olup olmadığının tespit etmeleri gerekmektedir.

Yapılacak tespit sonucunda şirketi temsil selahiyetini murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakıldığının anlaşılması halinde kamu alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu üyeleri hakkında işlem yapılmaması icap etmektedir.

Şirket esas sözleşmesinde bu şekilde bir görevlendirmeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmaması halinde, Türk Ticaret Kanununun317.maddesi hükmü gözönüne alınacak, yönetimde bulunan tüm üyelerin müşterek ve müteselsil sorumlulukları dikkate alınarak haklarında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun Mükerrer 35.maddesi uyarınca işlem yapılacaktır.

Anonim şirketlerin yönetim kurullarında pay sahibi tüzel kişiyi temsilen görev yapanlar, yönetim kurulu üyesi olduğu anonim şirketin hak ve menfaatlerini gözetmekle yükümlü olmakla birlikte, aynı zamanda temsil ettikleri tüzel kişinin hak ve menfaatlerini de kollar hatta birçok halde o tüzel kişinin direktifleri doğrultusunda hareket ederler
temsilci üyelerin kendi kişisel varlıklarına nazaran temsil ettikleri tüzel kişinin mal varlığının, sorumluluk açısından şirket alacaklıları ve diğer pay sahipleri için daha fazla güvence oluşturur.

Temsilci üyenin bulunduğu yönetim kurulunun hasar ve yararları üyeye değil, temsil olunan tüzel kişiye aittir.

3.2.1.Ticaret Hukuku Açısından :

TTK.’nın 336’ncı maddesine göre kanun ve ana sözleşmelerin yüklediği görevleri yerine getirmeyen yönetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar dolayısıyla anonim şirkete, şirket ortaklarına ve şirket alacaklarına karşı müteselsilen sorumludurlar.Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu eylemleri ile şirkete verdikleri doğrudan zararlar dolayısıyla bunlar hakkında genel kurul kararına istinaden şirket ve hattâ teminat göstermek şartı ile % 10 paya sahip azınlık tarafından sorumluluk dâvası açılabilir.

Kanunî temsilcilerin ticaret hukuku açısından sorumluluk durumları, , açılan davalar sonucunda kararlaştırılan tazminatların dâvacılara değil şirkete ait olması ve verilmesi sebebiyle, özellikle alacaklıların uygulamada bunlar aleyhine dâva açmak yoluna pek nadir olarak gittikleri görülmektedir.

3.2.2) Özel Hukuk Borçlarından Dolayı Sorumluluk

Kanun’un veya ana sözleşmenin kendilerine yükledikleri görevleri yerine getirmeyen anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile limited şirket müdürleri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı müteselsilen sorumludurlar.

Davacı, sorumlu yöneticilerin kusur derecesine bakmadan tazminatın tamamını birinden veya hepsinden talep edebilir.

Yukarıda anılan kişilerin sorumlulukları kusura dayanan sorumluluktur. Bu kişiler kusurlu olmadıklarını ispat etmedikçe kusurlu sayılırlar.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluk Sebepleri Türk Ticaret Kanunu’nda aşağıdaki şekilde sıralanmıştır;

  • 1- Hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vuku bulan ödemelerin doğru olmaması,
  • 2- Dağıtılan ve ödenen kâr paylarının hakiki olmaması,
  • 3- Kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların intizamsız bir surette tutulması,
  • 4- Umumi heyetten çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi,
  • 5- Gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması.

Beş numaralı bentte yazılı vazifelerden birisi 319. madde gereğince idare meclisi azalarından birine bırakılmışsa, mesuliyetin ancak, ilgili azaya yükletilmesi lazım gelip o muameleden dolayı müteselsilen mesuliyet cari olmaz.

Kartel Tazminatı-On İki Banka-

I.USULE İLİŞKİN

  1. Görev ve Yetki

6502 Sayılı Kanun’un

  1. Maddesi: “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” Hükmünü,

 3/1 maddesi: “Tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” hükmünü,

83/2 maddesi: ”Taraflardan birinin tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanun’un görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez.” Hükmünü amirdir.

O halde, bir tarafın tüketici diğer tarafın da banka olduğu ve tarafların arasında sözleşme ilişkisi bulunan somut olayda görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleri’dir. Kaldı ki, T.C. YARGITAY 13. Hukuk Dairesi, ESAS NO: 2016/ 12718, KARAR NO: 2016/ 18811, TARİH: 19/10/2016 kararında görevli mahkemenin Tüketici Mahkemeleri olduğuna işaret edilmiştir.

Yetkili Mahkemeler ise, 6502 sayılı Kanun’un 73/5 hükmüne göre tüketicinin yerleşim yerinde de açılabileceği gibi genle 6100 Sayılı Kanun’un 6/1 maddesi uyarınca davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yerinde de açılabilecektir.

  1. -3.610,00- TL Dava Değeri Göstererek Belirsiz Alacak Davası Açmakta Hukuki Yarar Mevcuttur

Müşterinin ne kadar zararı var?

Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararının Belge-6 değerlendirilmesi bölümünde geçen Tablo 16’da yaptığı tespit önemli ve çarpıcıdır. Rekabet Kurulu’na göre,

  • Konut kredilerinde 15 baz puanlık (0,15)
  • İhtiyaç kredilerinde 10 baz puanlık (0,10)
  • Taşıt kredilerinde 5-20 baz puan arasında (0,5-0,20) bir kartel uzlaşması (ortak faiz artırımı)söz konusudur.
  • Mevduat ve kredi kartları ile diğer kredilerin faizlerinde ise net bir tespit yoktur.

3 kat tazminat davasını kimler açabilir?

  • 3 kat tazminat davasını, 21.08.2007 ile 22.09.2011 tarihleri arasında mevduat, kredi ve kartı hizmetlerinden faydalananlar.
  • Tüketiciler.
  • Tacirler.
  • Kamu Kurumları (özellikle kamu mevduatları bakımından)

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un tazminata ilişkin 57 ve 58. hükümlerinde tazminat olarak zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel kararlarının üç katı oranında bir bedele hükmedileceği öngörülmekte ise de davalının elde ettiği veya elde etmesi muhtemel karın tarafımızca tespit edilmesi hali hazırda mümkün değildir.

Bu kapsamda huzurdaki davayı HMK m. 107 hükmü uyarınca yapılacak yargılama, toplanacak deliller ve bilirkişilerce hazırlanacak rapor uyarınca artırılmak üzere; fazlaya ilişkin hak ve taleplerimiz saklı kalmak kaydıyla şimdilik 3.610,00 TL’lik belirsiz alacak davasını açmakta hukuki yararımız mevcuttur. Kaldı ki, T.C. YARGITAY 13. Hukuk Dairesi’nin 2015/11230 E. Ve 2015/11810 K. Sayılı kararında, tüketici mahkemelerinde, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak tüketici mahkemelerinde, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak tüketici hakem heyetine başvuru sınırının altında kalan talep miktarıyla dahi mahkemeye dava açılması halinde; hakem heyetine başvurunun dava şartı olarak kabul edilerek davanın reddedilemeyeceğini, mahkemenin delilleri toplayarak işin esasına girmesi gerekeceği hüküm altına alınmıştır.

  1. ESASA İLİŞKİN
  2. Kartel oluşturduğu tespit edilen tarih aralığı ne?

Davalı Banka Hakkında Rekabet Kurulunca Verilen Kartel Tespiti Kararı Yargı Denetiminden Geçmiştir.

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Kanunu’nun 4. maddesi ile piyasada rekabeti engelleyici, bozucu ya da kısıtlayıcı teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri yasaklanmıştır. Rekabet Kurulu ise, 08.03.2013 tarihinde verdiği 13-13/198-100 numaralı kararı ile davalının piyasadaki diğer on bir banka ile 21.08.2007 ve 22.09.2011 tarihleri arasında mevduat( kamu bankaları için ayrıca kamu mevduatı), krediler ve kredi kartları hizmetleri bakımından ortak fiyat tespitine giderek kartel oluşturduğunu tespit etmiştir.

Ankara İdare Mahkemeleri tarafından İLGİLİ BAKALARIN İTİRAZI REDDEDİLMİŞ ve bu kararlar DANIŞTAY tarafından ONANMIŞTIR.Dolayısıyla halihazırda davalı bankanın piyasadaki on iki bankanın aldığı ortak karar ile mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri bakımından faiz oranını düşürmeyerek tüketicilerin olması gerekenden çok daha yüksek bir miktarda faiz ödemek zorunda bırakıldığı ve böylece 4054 Sayılı RKHK’nın 4. maddesini ihlal ederek kasıtlı eylemlerle rekabet bozucu, engelleyici ve kısıtlayıcı işlemlerde bulunduğu sabittir.

 

  1. Zamanaşımı – Sözleşme Hukuku Sorumluluğu

Rekabet ihlali oluşturan eylemi gerçekleştiren teşebbüs ile tazminat talep eden gerçek veya tüzel kişi özellikle tüketiciler arasında sözleşme ilişkisi mevcut ise bu durumda kural olarak sözleşmenin ihlaline yönelik 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır (TBK m. 148).

  1. Çekilen Kredinin Tarihi ve İçeriği  Banka, 21.08.2007 ve 22.09.2011 Tarihileri Arasında Kalan Sürenin Tamamında Kredi, Mevduat, ve Kredi Kartı Hizmetleri Bakımından Sorumludur!

Davalı bankanın olası savunmalarını bertaraf etmek ve bu konudaki tartışmaları gidererek doğru sonuca ulaşmak için, Rekabet Kanunu ihlalinden doğan bu davada yine Rekabet Hukuku’na hakim olan ilke olan “Devam Eden Tek Bir İhlal Yaklaşımı” teorisini bilmek ve eldeki davayı bu teori ışığında yürütmek gerekmektedir.

Devam eden tek bir ihlal yaklaşımı: “uzlaşmaya ulaşılan anı tanımlayan statik bir yaklaşım yerine, rekabetin ihlal edildiği bütün süreci kapsayan bir yaklaşım” olarak tanımlanabilir.

Bu yaklaşım sayesinde, deliller bütün olarak değerlendirilerek, kartelin varlığı ve belirgin özellikleri ortaya konulmakta; aksini gösteren bir kanıt olmadıkça, ilgili teşebbüslerin bu sürecin tamamına katıldığı varsayılmaktadır.

Rekabet Kurumu Uzmanı Bahar Ersoy’un “Rekabet Hukukunda Devam Eden Tek Bir İhlal Yaklaşımı” isimli tezinde geçen ifadelerle,

“Tek ve aynı kartelin dinamik yapısını yakalamayı amaçlayan bu yaklaşım, ortak plan çerçevesinde aynı ekonomik amaca yönelen ve zamana yayılmış çeşitli davranışları tek bir ihlal olarak sınıflandırmayı hedeflemektedir. Bu davranışların münferiden ihlal teşkil etmesi mümkün olmakla birlikte, bu durum bir kartelin devam eden tek bir ihlal olarak nitelendirilmesini etkilememektedir. Çeşitli anlaşma ve/veya uyumlu eylemlerin aynı ekonomik amaca yönelmesi yahut ortak bir planın parçası olması sebebiyle, birbiriyle bağlantısının kurulabildiği hallerde devam eden tek bir ihlalin varlığından söz edilmektedir.”

“Karteller sıklıkla karmaşık yapılı işbirlikleri olup genellikle tek bir davranıştan değil, bir dizi mutabakatlar zincirinden oluşmaktadır. Kartellerin zaman içerisinde değişim göstermeleri kaçınılmaz bir olgudur. Bu çerçevede teşebbüslerin dönem dönem kartele liderlik etmesi, daha aktif ya da pasif olması, tüm toplantılara katılmamaları, hatta alınan her karara birebir uymamaları mümkündür. Kartele taraf olan teşebbüslerin süreç içerisinde değişebilmesi söz konusu olabilmekle birlikte, her değişim teşebbüsler arasında yeni bir anlaşma yapıldığını göstermemektedir.”

Devam Eden Tek Bir İhlal Yaklaşımının Özellikleri ve Sonuçları:

  • Teşebbüslerin tabi oldukları bir ortak plan tespit edilerek, bu doğrultuda gerçekleştirdikleri bütün faaliyetler bir bütün olarak ele alınır. Keza, Rekabet Kurulu’nun ilgili kararında bu özelliğe tekraren vurgu yapılmıştır.
  • Teşebbüslerin kartel faaliyetlerinin tamamından sorumlu tutulması için, anlaşmayı genel hatlar ile bilmesi ve anlaşmaya bilerek ve isteyerek bağlı olması yeterlidir; teşebbüslerin tamamının bütün detayları bilmesi şart değildir.
  • Teşebbüsler, ihlalin her aşamasında katılmamış olsalar dahi, ihlalin bütününden eşit derecede sorumlu tutulurlar. Ortak plana bağlılığın makul şüphenin ötesinde ispatlanması durumunda, her teşebbüs kartelin bütününden sorumlu tutulurlar. Avrupa Komisyonu’nun Polyropylene kararına göre; ortak plana katkıda bulunduklarının tespit edilmesi halinde teşebbüsler, kartel faaliyetlerinin tüm aşamalarına katılmış olmasalar dahi, kartelin tarafı olarak kabul edilmekte ve kartelin tümünden sorumlu tutulmaktadır. Söz konusu kararda, bir teşebbüsün kartelden sorumlu tutulabilmesi için ihlalin her aşamasına aktif olarak katılmış olmasının yahut açık bir şekilde rıza göstermesinin veya ihlalin her aşaması hakkında bilgi sahibi olmasının ispatlanmasına ihtiyaç olmadığı ifade edilmiştir. Komisyon birçok davada; sadece toplantılara katılmış olmanın, ihlal edici davranışların bu toplantılar sonucunda gerçekleştiğinin kesin delil olarak kabul edilmeye yeterli olmadığı itirazı üzerine; toplantılara katılıp diğer katılımcılara karşı aleni bir şekilde rekabete aykırı bir amaç taşımadığını ilan etmemiş bir teşebbüsün –kartelde aktif rol oynamamış olsa bile- bu görüşmeler sonucunda ortaya çıkan ihlalden sorumlu olacağına karar vermiştir.
  • Teşebbüsler, kartele farklı tarihlerde katıldıklarını veya birden çok farklı ihlal olduğunu öne sürerek bu durumdan kurtulmak isteyebilirler; ancak bu durum, kartelin devam eden tek bir ihlal olarak nitelendirilmesini etkilemeyecektir, zira önemli olan ortak plana bağlılığın makul şüphenin ötesinde olmasıdır.
  • Devam eden tek bir ihlal yaklaşımı çerçevesinde, teşebbüslerin faaliyet göstermedikleri piyasalarda gerçekleşen ihlallerden de sorumlu tutabildiği dikkate alındığında, söz konusu teşebbüslerin aktif olmadıkları piyasalarda gerçekleşen zararlar bakımından tazminat davalarıyla karşı karşıya kalmaları mümkün olabilmektedir. Bu tür davalarda teşebbüslerin müşterek ve müteselsil sorumlukları bulunmaktadır.

a-) Rekabet Kurulu Kararının “Devam Eden Tek Bir İhlal Yaklaşımı” Çerçevesinde İncelenmesi:

Rekabet Kurulu söz konusu kararının gerekçesinde açıkça şu ifadelere yer almaktadır:

“Bankalar arasında GM’ler ve GMY’ler düzeyinde fiyat tespitine yönelik bir ortak plan oluşturulmuş, sonraki tarihlerde yapılan alt anlaşmalar ile de, sözü edilen ihlalin unsurlarının belirlenmesi ve uygulanması sağlanmıştır. Uzlaşmanın konusunun ve taraflarının zaman içerisinde değişiklik göstermesi yahut sözü edilen mutabakatlardan bazılarının uygulamaya konulamamış olması değinilen tespit bakımından önem arz etmemektedir. Belirtilen husustan hareketle, taraflar arasında gerçekleştirilen her bir anlaşma ve/veya uyumlu eylemin ayrı birer ihlal niteliği taşımadığı; taraflarca gerçekleştirilen mutabakatların, nihai amacı fiyat koordinasyonu olan bir uzlaşmanın unsurlarını oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.”

“Daha önce de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin tek bir uzlaşma kapsamında değerlendirilmesi sebebiyle, soruşturmaya esas teşkil eden her bir delilin ihlalin bütün unsurlarına ilişkin bilgi içermesi yahut her bir delilin ispat gücünün eşdeğer olması zorunluluğu bulunmamaktadır. Zira teşebbüsler arasında gerçekleşen her bir iletişim nihai tahlilde ortak planın unsurlarının oluşturulması ve uzlaşmanın sürdürülmesi amacına hizmet ettiğinden, ihlale ilişkin ispat standardı bakımından önem arz eden husus, delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi ile ortaya çıkan sonuçtur.”

“Bahsi geçen belgelerde yer alan ifadeler, amaç itibarıyla rekabetin sınırlandığını ve bu çerçevede ihlalin varlığını ortaya koymaktadır. Öte yandan, soruşturma kapsamında yapılan incelemelerde, uzlaşmaya konu fiyat koordinasyonunun uygulamaya konulup konulmadığı da değerlendirilmiştir. Nitekim 2, 3, 4, 6, 9, 25, 26 ve 27 numaralı belgeler incelendiğinde tarafların tesis ettikleri uzlaşmaya uygun olarak birlikte ve iletişim içerisinde belirledikleri fiyatları fiilen uyguladıkları tespit edilmiştir.”

“Kamu bankalarının kamu mevduatı alanındaki söz konusu eylemleri ayrı bir uzlaşma ve buna bağlı olarak ayrı bir ihlal olarak değil, yukarıda bahsi geçen ve soruşturmaya taraf olan bütün bankaların katıldığı ve neticede rekabeti sınırlayıcı nitelikte olduğu sonucuna ulaşılan ‘uzlaşma’ kapsamında değerlendirilmiştir.

“(12 Bankanın) mevduat, kredi ve kredi kartları hizmetlerine yönelik fiyat tespit etmek amacıyla bir uzlaşma tesis ettikleri ve bu uzlaşma kapsamında gerçekleştirdikleri ve anlaşma ve/veya uyumlu eylem olarak değerlendirilen iletişim ve uygulamalar vasıtasıyla 4054 Sayılı Kanun’un 4. Maddesini ihlal ettikleri kanaatine varılmıştır.”

O halde, Rekabet Kurulu açıkça on iki bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik “uzlaşma” içerisinde bulunduğu sonucuna ‘‘devam eden tek bir ihlal yaklaşımı’’ doğrultusunda varmıştır.

On iki bankanın ortak bir plan doğrultusunda hareket ettiğini , delillerinin ayrı ayrı değil, bütün olarak değerlendirilerek 21.08.2007-22.09.2011 tarihleri arasında mevduat (kamu mevduatı da dahil), kredi ve kredi kartı hizmetleri bakımından on iki bankanın tamamının kartel oluşturduğunu tespit etmiştir.

Dolayısıyla, on iki bankanın tamamını sayılan hizmetlerin tamamı bakımından sorumlu tutmuştur.

b-) Devam Eden Tek Bir İhlal Yaklaşımı’nın Tazminat Davasına Etkileri:

O halde, yukarıda yapılan izahlar gereğince, “devam eden tek bir ihlal yaklaşımı”nın doğal bir sonucu olarak ve kesinleşmiş idari kararın gerekçesinde on iki bankanın tamamının 21.08.2007-22.09.2011 tarihleri arasındaki mevduat, kamu mevduatı, kredi ve kredi kartı hizmetleri bakımından sorumlu olduğu açıktır. İşbu yaklaşım ve kararın hukuk mahkemelerindeki sonucu ABD ve AB’de de aynen uygulandığı üzere, teşebbüslerin aktif olmadıkları piyasalarda dahi (özel bankaların kamu mevduatları bakımından da sorumlu tutulması) müteselsil sorumlulukları gereği tespit edilen hizmetlerin tamamından her bir teşebbüs ayrı ayrı veya birlikte olmak üzere sorumludurlar.

Dolayısıyla, bankalara karşı açılacak tazminat davalarında, farklı tarihte ve farklı hizmetle iştirake dahil oldukları savunmaları yersiz ve söz konusu hukuki ilke olan “devam eden tek bir ihlal yaklaşımı” ilkesine aykırı olacaktır.

  1. Kanunun Hükmü Gereğince , Zararın Talep Doğrultusunda ÜÇ (3) Katı Tazminata Hükmedilmelidir.

RKHK 58. Maddesinin 2. Fıkrası “Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir. hükmünü amirdir.

RKHK 58. Maddesinin 2. fıkrasındaki şartlar ( kast veya ağır kusur) gerçekleşmiş ise hakim, üç katı tazminatına karar vermelidir. Hakimin sadece zarar miktarına veya üç kata kadar tazminata hükmetmesi mümkün değildir.

Kanun, her ne kadar 58. maddenin 2. fıkra cümlesini “hükmedebilir” yüklemi ile bitirse dahi, bu konuda hakime takdir yetkisi tanınmadığını söylemek isabetli olacaktır. Zira bu bir cezai tazminattır.

Yılmaz Aslan’a göre “Hakim cezai tazminat koşularının ya gerçekleştiğine ya gerçekleşmediğine karar verecektir. Eğer gerçekleşmişse hakim, 58/2 hükmünü uygulamak durumundadır. Gerçekleşmemişse bir önceki fıkra hükümlerine göre tazminata hükmedecektir. Koşulları varsa hakimin keyfi olarak üç katı tazminatı vermeme veya azaltma hakkı bulunmamaktadır.”

Murat Şahin’e göre ise “Kanun hakime bu konuda hakime takdir yetkisi tanımamaktadır… RKHK 58. maddesinde değişiklik yapılmadığı sürece tazminatın üç katı olarak uygulanması gerekmektedir. Zira rekabeti ihlal edici davranışların önlenmesi, hükmün caydırıcılığının artırılması ve davacıların bulunmalarının teşviki açısından, hakim üç kat tazminata ilişkin diğer şartların varlığına karar vermesi halinde, talep üzerine üç kat tazminata hükmetmesi gerektiğinin kabulü, hükmün daha etkin uygulanması için gereklidir.”

RKHK 58. Maddesinin 2. Fıkrasının aradığı şart, rekabet ihlali gerçekleştiren teşebbüslerde kast ve ağır ihmalin mevcut olmasıdır. Bu açıdan somut olaya bakar isek, kartel anlaşmalarının varlığı halinde kastın varlığını işin doğası gereği kabul etmek zorunda olduğumuzu ifade edebiliriz. O halde, oniki banka aleyhine üç katı tazminata hükmedilmesi gerekecektir.

  1. Hukuki Sebep ve Zarar

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 57. Maddesine göre; “Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur. Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur.”

RKHK’nın 58. Maddesine göre ise “Rekabetin engellemesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilir.”

Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim , zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kararların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.

Davalı bankanın piyasadaki diğer on bir banka ile mevduat, kredi veya kredi kartlarına uygulanacak faiz oranlarının belli bir seviyede tutulması yönünde aldıkları karar nedeniyle rekabeti bozucu davranış içine girmiş ve faiz ödemek zorunda bırakılmıştır. Faiz oranlarının belirli seviyede tutularak rekabetin bozulması eylemi, bankaların ortak kararı ile meydana geldiğinden, tazminat için aranan kasıt şartı gerçekleşmiştir. Böylece madde hükmünde öngörülen üç katı tazminata hükmedilmesi mümkün hale gelmiştir.

İşte o bankalar:

  1. Akbank T.A.Ş. (AKBANK)
  2. Denizbank A.Ş. (DENİZBANK)
  3. Finans Bank A.Ş. (FİNANSBANK)
  4. HSBC Bank A.Ş. (HSBC)
  5. ING Bank A.Ş.(ING)
  6. Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB)
  7. Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (GARANTİ), (Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.(GÖSAŞ) ve Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. (GKFD)
  8. Türkiye Halk Bankası A.Ş. (HALKBANK)
  9. Türkiye İş Bankası A.Ş. (İŞ BANKASI)
  10. Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. (VAKIFBANK)
  11. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. (YKB)
  12. T.C. Ziraat Bankası A.Ş.(ZİRAAT)

Rekabet Kurulu bu 12 bankanın 21.08.2007 ve 22.09.2011 tarihleri arasında kartel (uyumlu eylem/uzlaşma) oluşturduğunu tespit etmiştir.

25 Eylül 2018
ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERDE SORUMLULUK için yorumlar kapalı
299 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

WhatsApp WhatsApp Randevu - Bilgi